GNC Board
Salih (a.s) ve Semud Kavmi - Baskı Önizleme

+- GNC Board (http://www.gncboard.com)
+-- Forum: İslam Ve İnsan (http://www.gncboard.com/forumdisplay.php?fid=53)
+--- Forum: Peygamberlerin , Evliyaların Ve Sehaberin Hayatları (http://www.gncboard.com/forumdisplay.php?fid=54)
+--- Konu Başlığı: Salih (a.s) ve Semud Kavmi (/showthread.php?tid=557)



Salih (a.s) ve Semud Kavmi - Gnc - 05-18-2017

Hud’un (a.s.) ümmeti arasında Sâm b. Nuh neslinden gelen Semud’un oğullarından bazı kişilerde bulunmaktaydı. Bu insanlar, yerleşmek için Arap yarımadasında dolanıp duruyor, güzel yerler arıyorlardı. 

Bunlar kısım, kısım çeşitli yerlere yerleştiler. 

Semud oğullarından olan kişilerde Medine ile Şam arasında, bu gün Vadi-il Kurâ diye anılan yerdeki Hicr mevkiine gelip yerleştiler. Burada süratle çoğalarak önce bir kabile, sonrada bir kavim oldular. 

Dedeleri Semud’a nispet edilerek Semud kavmi diye anılmaya başladılar. Semud kavmi dokuz kabileden meydana geliyordu.

Cenab-ı Hak (c.c.) onlara Âd kavmine olduğu gibi bol, bol dünya nimetleri ihsan etti. 

Bağlar, bahçeler, mallar, mülkler edindiler, son derece zengin oldular. 

Fakat tarih bir kere daha tekerrür etti. Zenginlik ve refah onları azdırdı; hakkı, Allah’ı (c.c.) unutturdu, doğru yoldan ayırdı. 

Sahip olduklarıyla yetinmez, şükretmez oldular. 

İnsanlar arasında fitne, fesat çıkarıp, zulümler yapmaya başladılar. Gün geçtikçe azdılar; hak, hukuk tanımaz bir kavim oldular.

Semud kavmini meydana getiren dokuz kabilenin reisleri bir araya gelerek zulümlerini, azgınlıklarını daha da artırmak amacıyla; etrafa kasıp kavuran, soyup soğana çeviren, insanlara zulmeden bir çete oluşturdular.

Dünya onları ahreti unutturdu. 

Onlar Hak’tan uzaklaştıkça Hak’ta onlardan uzaklaştı. Sonunda kendilerine ağaçtan, taştan yapılma putlar edinip, onlara tapmaya, tapınmaya başladılar.

Yazın yüksek düzlüklerde, yaylalarda yaptıkları muhteşem konaklarda zevk ve safa yaparlar, kışında dağlarda sert taşları yontup, oyarak yaptıkları muhkem evlerde, saraylarda otururlardı. (Araf -74) (Hicr-82)

Onlar Sarsar ile helâk edilen Âd kavminin devamıydı. Bu nedenle kendilerine ikinci âd manasına gelen Âd-i Sani ismini takmışlardı. 

Kayaları oyup, evler yapma geleneği, bilgisi de onlara cedleri olan Âd kavminden kalmıştı. 

Kur’an-ı Kerim’de bu kavim Ashabü’l-Hicr diye anılmış, öyle zikir edilmiştir. (Hicr-80)

Şanı yüce Allah (a.s.) Semud kavmini uzun bir ömür ihsan etmişti. 

Semud kavminden bir kişi taştan, topraktan sağlam bir ev yapar; adam daha sağ iken ev eskir, çöker giderdi. 

Bunun için Semud kavmi kendilerine dağlara oyarak taştan; yıkılmaz, eskimez evler, kâşâneler, konaklar yaptılar. 

Bu evler, kâşâneler, konaklar son derece görkemliydi. Uzaktan bakılınca belli olmaz; oturdukları yerler bütün bir dağ gibi görünürdü.

= = =

Semud kavmi putlara tapmaya devam ediyordu. Bunu gün güne çeşitlendirip, çoğaltırlarken eşraflarından Ubeyd isminde; iyi huylu, putlara tapmayan muhterem bir zatın bir oğlu dünyaya geldi ve o bu oğluna Salih (a.s.) ismini verdi. 

Salih (a.s.) huy yönünden babasına çok benziyordu. Bir gün olsa bile putlara tapmamıştı. 

Müşrik olan kavmi için bu affedilemeyecek, göz yumulmayacak kadar büyük bir eksiklik, bir hata, bir kusurdu ama Salih (a.s.) öylesine iyi huylu ve akıllıydı ki onlar Onun bu hatalarını, kendilerine göre kusurlarını, günâhlarını görmezlikten geliyorlar, Onun için:

-Ubeyd’in oğlu her ne kadar putlarımıza karşı kayıtsız kalsa da Onda çok kabiliyet vardır. O çok akıllı olduğu gibi çokta iyi huyludur. Muhakkak ki biz Ondan zamanı geldiğinde çok istifâde edeceğiz diyerek Salih’e (a.s.) dokunmazlar, kimseye de dokundurtmazlardı.

Salih (a.s.) beyaza çalar kırmızı benizli, orta boyluydu. 

Düz ve uzun saçlarını iki bölük halinde omzuna salıverirdi. 

Kendisi yalın ayak yürür, ayakkabı giymezdi. Bunu alışkanlık yapmıştı. 

Salih (a.s.) büyüdükçe huyu daha güzelleşip olgunlaşıyordu. Herkesle güzel geçinip, fakirlere yardım, zayıfları himâye ediyordu. 

Nerde bir hasta duysa hemen ziyaretine gider; acılarına, sızılarına merhem olmaya çalışırdı.

= = =

Salih (a.s.) olgunluk yaşına geldiğinde kavmi bütünüyle yoldan çıkmış, her yeri fitne, fesada vermişlerdi. Kavminin kötü huylarını gören Salih (a.s.) bunları gördükçe üzülürdü. 

Salih (a.s.) bu aralarda ticaretle meşguldü. Peygamber oluncaya kadar bu işle uğraştı. 

Nihayet Salih’e (a.s.) vahiy gelerek peygamber olduğu bildirildi ve kavmine irşat etmesi emredildi. 

Onun bu kutsal görevi; kavmini putlara tapmaktan menetmek, putları kaldırıp attırmak; yalnız tek ve yüce olan Allah’a (c.c.) şerik koşmaksızın ibâdet etmelerini sağlamaktı. 

İnsanlar Allah’a (c.c.) inanıp O’na ibâdet ettikçe O’nun emrettiklerini yaptıkça kendilerine musallat olan kötü huylardan vazgeçecekler, bu kötü huylardan kurtulacaklardı. 

Salih (a.s.) peygamberliğini ilân etti, bu görevini canla, başla sarıldı. Kavmini toplayarak:

-Ey kavmim! Nedir bu hâliniz? Yalnız, bir olan Allah’a (c.c.) ibadet ediniz. O’na eş ve şerik koşmayınız. O’ndan başka mabut yoktur. Bu bir gerçekken ben sizleri ellerinizle yonttuğunuz, ellerinizle şekiller verdiğiniz putlara, şu taş ve ağaç parçalarına taptığınızı görüyorum dedi. (Hud -61)

Semud kavmi Ona:

-Ey Salih! Sana neler oluyor? Daha önce de senin gibi söyleyen birileri gelmişti de atalarımız yalanlamışlardı dediler.

Gerçekten de Semud kavmine Salih’ten (a.s.) önce bazı peygamberler gelmişti ve onlar Onları yalanlamışlar, aralarından kovmuşlardı. 

Salih (a.s.) eşi ve şeriki olmayan Allah’ın (c.c.) varlığını, yalnız O’na ibadet edilmesi konusunu ispat için; insanların yaratılışlarındaki inceliklerle, mucizelerle örnekler veriyordu. Bu örnekler, incelikler herkesin anlayabileceği şekilde basit fakat son derece akılcıydı. 

Salih (a.s.) konuşmasının sonunda bütün bu anlattıklarının, gösterdiklerinin tek bir Allah’ın (c.c.) varlığının ispatı olduğunu söylüyor, Allah’ın (c.c.) sıfatlarını sayıyor, bu sıfatları putlarının hiç bir zaman sahip olamayacaklarını, bu yüzden hiç bir gücü, sıfatı olmayan putları bırakarak eşi ve şeriki olmayan Allah’a (c.c.) ibâdet etmelerini, O’nun emirlerini dinleyip, yerine getirmelerini emir ve tavsiye ediyordu.



Salih Peygamber (a.s) ve Semud Kavmi-2 

Salih (a.s.) kavminin yıllar boyu tapa geldikleri putlardan bir anda ayrılmalarının, onları bir anda terk etmelerinin güç olduğunu, böyle bir ayrılmanın onların manevi hayatlarında, iç dünyalarında bazı boşluklar bırakacağını biliyordu.

Bu boşluğu dolduracakta şüphesiz ki Allah’a (c.c.) imandı. 

Bu yüzden Salih (a.s.) putların birer mabut olamayacaklarını, onlara tapmanın hiç bir yararının olmadığını gayet akılcı delillerle gösterdikten sonra kavmini yalnız tek ve yüce olan Allah’a (c.c.) iman etmelerini, yalnız Ona ibâdet etmelerini söylemekten de geri kalmıyordu. (Hud 61)

Salih’in (a.s.) gayet akılcı söz ve yollarla kavminin insanlarını doğru yola davet etmesi bazılarının Ona inanıp, doğru yola girmelerine vesile oldu. 

Fakat kavminin çoğunluğu hayret ve şaşkınlık içindeydi-ler ve kararsızdılar. Kafaları allak, bullak olmuştu. 

Fakat kara taassupları üstün geldi. Bu nedenle bu hayret ve şaşkınlıkları, tereddütleri derin bir hayal kırıklığına dönüş-tü. 

Ona şöyle demeye başladılar.

-Ey Salih! Sen bizim için muhterem, saygıdeğer bir kişi ve bir ümit kaynağıydın. Sen akıllı ve iyi huyluydun da biz Senden gelecekte çok yararlanacağımızı umuyor ve bekliyorduk. 

Fakat Seni biz şu anda, atalarının uya geldikleri dini bırakmış, terk etmiş, sapıtmış olarak görüyoruz. 

Üstelik Sen bizleri davrandığın şekilde davranmaya, atalarımızın tapa geldiklerini bırakmaya, ne olduğu belli olmayan, görünmeyen bir Allah’a (c.c.) inanmaya ve ibâdet etmeye davet etmektesin. 

Biz atalarımızın tapa geldiklerini bırakıcı değiliz. 

Bu davranışınla aramızda fitne, fesat çıkarmakta, birliğimizi ve huzurumuzu bozmaktasın. Bu hâlse sana yakışmaz.

Gel iddialarından, söylediklerinden vazgeç de Sana ara-mızdaki itibarını iade edelim. Yine aramızda makbul, sözü dinlenen bir kişi ol. Eskisi gibi birlikte huzur içinde yaşayalım.
 (Hud 62)

Salih (a.s.) Semud kavmi için dedikleri gibi tam bir hayal kırıklığıydı. Umduklarını, beklediklerini onda bulamadıkları gibi putlarına tapmalarından vazgeçmelerini istemesi bu hayal kırıklığını daha da çoğaltıyor, güçlendiriyordu. Ondaki bu değişikliğin nedenini bir türlü anlayamıyorlar, çözemiyorlardı. 

Salih (a.s.) davasından kolay, kolay vazgeçeceğe benzemiyordu. 

Müşrikler Onu bu davasından vazgeçirmek için bir şeyler yapmak zorunda olduklarını hissediyorlardı. Bu işi çözmek, Salih’i (a.s.) yolundan döndürmek için ellerinden gelen her şeyi yaptıktan sonra en son çare olarak gerekirse zora başvurmayı karar verdiler. 

Gerçekte Ona karşı zor kullanmak istemiyorlardı. Çünkü Salih (a.s.) kavimlerinin eşrafından, itibarlı bir aileye mensuptu. 

Bu aile kalabalıktı ve Salih’i (a.s.) inanmasalar bile akrabalık gayretiyle Onu korumaktan geri kalmayacakları açıktı. 

Bu konuya eğer gerekli dikkat ve özen gösterilmezse bir aile şeref ve haysiyeti durumuna gelebilir, bu da kavimleri içinde bölünmelere, düşmanlıklara neden olabilirdi. 

Böyle bir durum ise Semud kavmi için sonu çok kötü olan; kapanmaz, ölümcül yaraların açılması demekti. 

Bu yüzden müşrikler çok ince bir siyaset izlemek; yapacaklarını ince, ince düşünmek; ince, ince hesaplamak, ondan sonra harekete geçmek zorundaydılar.

Salih’in (a.s.) aniden peygamberlik iddiasıyla ortaya çık-ması Semud kavminin kafalarını iyice karıştırmıştı. 

Onun gerçek bir peygamber olabileceğini düşünmediklerinden, bunu hiç akıllarına getirmediklerinden Onun peygamber olarak ortaya çıkışında bir art niyet, gizli bir maksat olduğu, Salih’in (a.s.) böyle davranarak bazı planlar yaptığı sonucuna vardılar. 

Bu sonuç onların karakterlerine uygundu. Bu konuda kimileri şöyle diyordu.

-Salih’in (a.s.) maksadı bizi kandırarak mallarımızı ellerimizden almak olmalıdır. Ortaya peygamberim diye çıkmasının nedeni budur. 

Fakat bu iddia son derece saçma hatta gülünçtü. 

Çünkü Salih (a.s.) kavminin içinde en şerefli, en zengin ailelerden birine mensuptu. Onların mallarına ihtiyacı yoktu, hiç bir zamanda olmamıştı.

Bu gerçeği gören bazı müşriklerde:

-Hayır! Salih’in bizim mallarımıza ihtiyacı yoktur. Mallarımızı toplasak onun malının yarısı kadar bile etmez. 

Olsa, olsa O kendini bizden üstün tutmak, kavminin ulusu ve seyidi, reisi olmak ister. 

Belki de Onun bu davranışının nedeni bize reis olmak arzusundandır
 dediler. 

Bir başka grupta:

-Onun reislikte gözü yoktur. Zaten o kavminin ulusu ve seyidi, sözü dinlenen kişisi, yol göstericisidir. Biz Onun onulmaz bir akıl hastalığına yakalandığından endişe etmekteyiz. Bütün bunları hastalığından dolayı yapmaktadır diyorlardı.

Tarih bir kere daha tekerrür etmekte; gerçeği kabul etmek istemeyenler gerçeği söyleyenlere bin bir çeşit iftiralarda, isnatlarda bulunmakta, gerçeği görmek istememekteydiler.

= = =

Bütün bu söylenenler ara sırada olsa Salih’in (a.s.) kulağına gelmekte, Onu üzmekteydi. 

Fakat gelen vahiyler moralini düzeltiyor, bu konudaki ümit ve cesaretini artırıyor, tebliğ görevini cesaret ve sabırla devam ediyordu. (Şuara 141-145)

Bu şekilde yirmi yıl geçti. İş uzayıp gidince Salih’in (a.s.) davasından vazgeçmeyeceğini anlayan Semud kavminin ileri gelenlerinden bir kaçı:

-Ey Salih! Şu söylediklerini kanıtlayacak bir âyet, bir mucize göstermeye gücün yeter mi? Diye sordular.

Salih’te (a.s.) onlara:

-Nasıl bir mucize istersiniz? Diye sordu.

Semud kavminin her yılın belirli günlerinde kutladıkları bayramları vardı. Bu bayramlarda putlarını yanlarına alarak ortaya çıkarlar; gülüp, eğlenirlerdi.

Salih’e (a.s.):

-Ey Salih! Bizim bayramımız yaklaşmıştır. O gün sende gel. Sen kendi ilâhına yalvar. Bizde kendi ilâhımıza yalvaralım. Eğer Senin İlâhın duanı kabul ederse biz Sana tabi olalım. Eğer bizim ilâhımız duamızı kabul ederse Sen bize tabi ol dediler.

Salih (a.s.) bu teklife:

-Olur dedi.

Bayram günü gelince Semud kavmi putlarıyla birlikte bayramlarını kutlamaya çıktılar. Salih’te (a.s.) onlarla birlikte gitti. 

Önce Semudlular dua etti. Dualarında şöyle dediler.

-Ey yüce putumuz! Sen Salih’in (a.s.) edeceği duayı kabul etme. Bizim duamızı kabul buyur. 

Sıra Salih’e (a.s.) gelince Oda Rabbine dua etti. Salih’in (a.s.) duası kabul oldu. 

Fakat Semud kavmi verdikleri sözü tutmadılar, imân etmediler. Azgınlıklarını ve zulümlerini daha da artırdılar.



Cvp: Salih (a.s) ve Semud Kavmi - Gnc - 05-18-2017

Salih Peygamber (a.s) ve Semud Kavmi-3


Semud kavmi gün geçtikçe zenginleşmekte, bu zenginlikle orantılı olarak fitne ve fesatları da artmaktaydı.

Onları doğru yola iletmeye çalışan Salih’in (a.s.) tavsiye ve nasihatleri onlara çok ağır gelmekteydi. Çünkü bu emir ve nasihâtler onları; nefsi duygularını frenlemeyi, pek sevdikleri mallarının en azından bir kısmını fedâ etmelerini emretmekte, onlara bunu zorlamaktaydı.

Bu nedenle Salih’in (a.s.) bu sözlerine gizliden gizliye diş gıcırdatıyorlar, Onun hakkında kötü düşüncelerle kararan yüzlerini yere eğiyorlar, Onun hakkında düşmanca gözlerle birbirleriyle bakışıyorlardı. Bu gözlerde kin ve nefret vardı. Derinliklerinde onulmaz bir düşmanlığın soğuk ateşi parlıyordu.

Salih’in (a.s.) bütün bu emir ve tavsiyeleri müşriklere çok ağır gelmekteydi.

Gelmekteydi ama Onun karşısına da doğrudan doğruya çıkamıyorlar, Onun hakkındaki düşmanca gayretlerini gizliden gizliye yürütüyorlar, böyle davranmaya mecbur kalıyorlardı. Salih’le (a.s.) onlar arasında gizli fakat amansız bir savaş başlamıştı.

Salih (a.s.) onların bu düşmanca davranışlarının, bu konudaki birlikteliklerinin farkındaydı. Bu onu üzüyordu ama bu irşat etme yönündeki gayretlerini, bu konudaki çabalarını azaltmıyordu.

Her fırsatta kavmini etrafına topluyor, onlara şöyle diyordu.

-Ey Semud kavmi! Bir zaman için yaşadığınız, bir zaman için yaşayacağınız, sahip olduğunuzu zannettiğiniz şu yerler; şu bağlar, şu bahçeler, şu altın başaklı tarlalar ne güzeldir.

Sizlerden önce buralarda babalarınız yaşıyordu, onlardan önce dedeleriniz, onlardan öncede geçmişteki atalarınız.

Fakat şimdi onlardan hiç biri yoktur. Yarın sizde olmayacaksınız. Şu pek sevdiğiniz, ihtirasla biriktirip durduğunuz mallarınızı ister istemez bırakıp gitmek zorunda bırakılacaksınız.

Gördüğünüz gibi bu dünya ve üzerindekiler gelip, geçicidir. Hiç kimse bu dünyada ebedi kalıcı, sonsuza kadar yaşayıcı değildir.

Sizlerde onların dışında değilsiniz. Bir gün bu dünyada yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz. O günden sakınmanızı, azabından Allah’a (c.c.) sığınmanızı emir ve tavsiye ederim.

Şunu iyi bilin ki Allah’a (c.c.) isyanınız Ona bir kâr ve zarar vermez. Bunun ziyânı size, yani yapanlara aittir.

Allah’a (c.c.) isyâna devam ettiğiniz takdirde yarın başınıza gelecek felâketlerden, belâlardan sizi hiç kimse kurtaramayacaktır.

Bazı aklı kıt kişilerin Bana tabi olmaktan sizi sakındırdıklarını, engel olduklarını biliyorum.

Şunu iyi bilin ki bu gün sizleri aldatıp, Allah’a (c.c.) isyan ettirenler yarın geleceği muhakkak olan azaptan ne sizleri, ne de kendilerini kurtarabilirler. Çünkü onlarda sizin gibi aciz insanlardır. (Şuara-146)

Ey kavmim!

Kılavuzunuzu iyi seçin ki sizleri dönüşü olmayan kötü yollara düşürmesin. Dönüşü, çıkışı olmayan kötü yerlere götürmesin. Sonra pişman olursunuz.

Gelin, tek ve yüce Allah’a (c.c.) iman edin, O’nun emir ve yasaklarına uyun, yalnız O’na ibâdet edin.

Taşlardan, ağaçlardan kendi ellerinizle oyduğunuz, yonttuğunuz sonrada ilâhlık verip, taptığınız şu putlardan vazgeçin.

Fakat Semud kavmi Salih’in (a.s.) bütün bu uyarılarına kulak ardı ettiler, duymazlıktan geldiler. Bütün gayretlerine rağmen doğru yola girmemekte inat ettiler. Mal, mülk edinip, zenginleştikçe bu isyanları daha da arttı. Artık ilahi azabı hak etmişlerdi.

Önce biri hariç bütün kuyuların suyu kesildi. Bütün insanlar, hayvanlar bu tek kuyunun suyunu içiyorlardı. Bu kuyunun suyu boldu ama bu suyu tarlalarına, bağlarına, bahçelerine götürmeleri, oraları bu suyla sulamaları mümkün değildi.

Semud kavmimin bu durum hiç hoşlarına gitmedi, keyifleri kaçtı. Bir kısım insanlar ise bu olanlardan dersler çıkarmışlar, Salih’in (a.s.) gerçek bir peygamber olduğunu anlamışlar; bölük, bölük gelerek Ona tabi olmaya, iman etmeye başlamışlardı.

Salih’e (a.s.) tabi olanların gitgide çoğaldığını gören müşriklerin ileri gelenleri telâşa kapıldılar, toplanarak buna bir çare düşündüler. Fazla zamanlarının kalmadığının farkındaydılar.

Bir bayram günüydü. Halk şehrin meydanında toplanmıştı.

Buna fırsat bilen Salih’te (a.s.) onları imana davet etmeye başlamıştı. Müşriklerde bu durumu bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirdiler. Semud kavminin seyidi, ulu kişisi Cenda’ b. Amr Salih’in (a.s.) yanına giderek:

-Ey Salih! Biz Seni iyi biliriz. Bizim içimizde doğdun, bizim içimizde büyüdün. Biz Senden çok güzel şeyler ümit ediyorduk. Bir bakıma bütün ümitlerimizi Sana bağlamıştık. Fakat Sen bütün bu yaptıklarınla bizim için tam bir hayal kırıklığısın.

Aklı başında hiç kimse atalarımızın tapa geldiklerinden bizleri ayırmaya, onlara tâzim ve tapmamızı engel olmaya çalışmaz.

Biz Senin kötü bir sihirle sihirlendiğini zannediyoruz. Sen sihirle aklını yitirmiş olmalısın. Onun için ne dediğinin, ne yaptığının, ne konuştuğunun farkında değilsin.

Sen bizler gibi bir insan olduğun halde Allah’tan (c.c.) vahiy geldiğini ve peygamber olduğunu iddia ediyorsun. Hiç bizim gibi insanlardan peygamber olur mu?

Ey Salih!

Şu kayaların yanına bizimle birlikte git. Eğer doğrular-dansan şu karşıdaki sarp kayalıklardan kızıl tüylü, on aylık hâmile bir dişi deve çıkar. Eğer bunu yaparsan biz Sana inanır, getirdiklerini iman ederiz. (Şuara 152-154)

Eğer gerçekten peygambersen, Rabbin iddia ettiğin gibi Allah’sa şüphesiz ki O’nun buna gücü yeter. Eğer yapamazsan bil ki Sen yalancılardansın, dedi.

Bu istekleriyle Salih’in (a.s.) panikleyeceğini, kaçacak delik arayacağını, insanların gözünde küçük düşeceğini zannediyorlardı.

Onlara göre böyle bir şeyin gerçekleşmesi mümkün değildi. Fakat öyle olmadı. Salih (a.s.) onların bu isteklerini kabul etti. Fakat bir şartı vardı. Bu konuda şöyle dedi.

-Ey kavmim! Şüphesiz ki Rabbimin her şeye gücü yeter. O, şu kayalıktan söylediğiniz, istediğiniz nitelikte bir dişi deve çıkarmaya, yaratmaya kâdirdir. İstediğiniz olduğu takdirde iman edeceğinize dair ahit ve misak verir misiniz?

Onlar da:

-Eğer Rabbin şu kayalıktan dediğimiz evsafta bir dişi deve çıkarırsa Sana tabi olacağımız, Rabbine iman edeceğimiz konusunda ahit ve misak veririz dediler.


Devamı var.


Cvp: Salih (a.s) ve Semud Kavmi - Gnc - 05-18-2017

Salih Peygamber (a.s) ve Semud Kavmi-4


Bunun üzerine Salih (a.s.) kayanın yanında iki rekât namaz kıldı. Allah’a (c.c.) dua etmeye başladı.

Semud kavminin diğer üyeleriyse yapılan iddialaşmayı duymuşlar, etraflarına toplanmışlardı.

Aralarında konuşuyorlar, merakla Salih’e (a.s.) bakışıyorlar, ne yapacağını, nasıl davranacağını merak ediyorlardı.

Yüzlerine alaycı bir gülümseme gelip oturmuştu. Hiç birisi önlerindeki sarp kayalıklardan on aylık hâmile dişi bir
devenin çıkacağını beklemiyordu.

Onların bekledikleri ve merak ettikleri Salih’in (a.s.) rezil olarak meydandan nasıl kaçacağıydı. Fakat Salih’in (a.s.) sözleri hiç ummadıkları, beklemedikleri şekilde oldu.

Duanın sonunda Salih (a.s.):

-Ey kavmim! Rabbim Bana istediğiniz evsafta bir deve yaratacağını ve göndereceğini bildirdi. Fakat Ben sizin o deveyi öldürüp, ilâhi azaba müstahak olacağınızdan korkarım. Bana zuhur edecek deveye bir şey yapmayacağınız, onu öldürmeyeceğiniz konusunda da ahit ve misak veriniz dedi.

Sabırları taşan müşrikler hep birlikte bağrıştılar.

-Ey Salih! Sen sözü uzattıkça uzatmaktasın. Bizi azapla korkutarak bu isteğimizden vazgeçirmeye uğraştığını biliyoruz. Sen Rabbine söyle de istediğimiz deveyi gönderecekse bir an önce göndersin. Eğer gönderirse ona bir şey yapmayacağımız, onu öldürmeyeceğimiz konusunda ahit ve misak veririz.

Sözümüzde durmazsak Allah’ın (c.c.) gazabı üzerimize olsun. Fakat böyle bir devenin şu sarp kayalıklardan çıkacağını, onu Allah’ının (c.c.) göndereceğini hiç zannetmiyoruz. Sen muhakkak ki yalancılardansın dediler.

Verilen ahit ve misak çok büyüktü. Eğer sözlerinde durmazlarda deveyi öldürürlerse Allah’ın (c.c.) gazabını hak edeceklerdi.

Bunu akıllarının yönlendirdiği kendi dilleriyle kabul ediyorlar, bu konuda ahit ve misak veriyorlardı.

Salih (a.s.) kavminden kât’i söz aldıktan sonra tekrar namaz kılıp, dua ederek Rabbinden kendini utandırmamasını niyâz etti.

Duasını henüz bitirmişti ki müşrikler gördüklerinin dehşetiyle iri, iri açılmış şaşkın gözlerle sarp kayanın gebe kadınlar gibi inlediğini, ortasından yarıldığını, içinden tam istedikleri gibi on aylık hâmile, kızıl tüylü, dişi bir devenin çıktığını gördüler.

Kaya, gözlerinin önünde, on aylık hâmile dişi bir deve doğurmuştu.

Deve kayadan çıkar çıkmaz bir yavru doğurdu ve hemen giderek Semud kavminin tek sulu kuyusunun suyunu tamamen içip bitirdi, geride hiç bir şey bırakmadı.

Salih (a.s.) müşriklere:

-Artık şu kuyunun suyu bir gün sizin, bir gün devenindir dedi.

Müşrikler gördüklerinden şoke olmuşlar, bulundukları yerlerde donup kalmışlardı.

Fakat yine koyu taassupları üstün geldi. Bizzat istedikleri, gözleriyle şahit oldukları bu mucizeyi inanmadılar, gördüklerini Salih’in (a.s.) sihirbazlığına verdiler, Onun sihir yaptığını, göz boyadığını söylediler.

İçlerinden yalnız Cenda b. Amr ile amcasının oğlu Şihab b. Halife ve bir kaç Semudlu iman etti. Diğerleri küfürlerinde inat ettiler. Semud kavmi birbirlerine düşman iki fırkaya bölündü.(Neml 45)

Semud kavminden kimileri sadece kibirlerinden dolayı Salih’e (a.s.) iman etmiyorlardı.

Onlar iman edenleri gördükçe:

-Sizler Salih’in gerçekten Rab katından gönderilmiş bir peygamber olduğunu inanıyor musunuz? O bizim gibi bir beşerden başka bir şey değil midir? Diye soruyorlar; onlar da:

-Biz doğrusu Onunla ne gönderildiyse ona iman edicileriz. O Rabbimizin kulu ve peygamberidir diyorlardı.

Bu yanıtlar ise müşrikleri daha da kızdırıyor, müminlere olan kinlerini artırıyordu.

Salih (a.s.) sık, sık müşriklerin yanına gidiyor, onlara verdikleri sözleri hatırlatıyor, özellikle deveye bir zarar vermemeleri konusunda uyarıyordu.

Deve bir kerede kuyunun bütün suyunu içtiğinden su içme işi bir nöbete, bir sıraya bağlanmıştı. Bir gün deve içecek, bir günde Semud kavmi içecek ve kullanacaktı. (Şuara 155)

Deve mucizesinin gerçekleşmesinden sonra müşrikler söz verdikleri halde imana gelmemişlerdi.

Bizzat şahit oldukları bu mucizeyi inanmamış görünüyorlar, bunu Salih’in (a.s.) bir sihri olarak yorumluyorlardı ama bütün bu söylediklerini kendileri de inanmıyordu.

Fena şekilde gururları incinmiş, Salih’e (a.s.) ve devesine karşı kinleri kabarmıştı.

Karşılarında ise gün güne sayıları artan Salih’e (a.s.) inanan müminler grubu vardı. Semud kavmi adeta birbirlerine düşman iki parçaya bölünmüştü.

Harika deve, yavrusuyla beraber etrafta dolanıp otlar, kırlarda gezinir, ancak su içme sırası geldiğinde şehre inerdi.

Su içme günü ise kuyunun bütün suyunu içer fakat oradan ayrılmaz, müminlerde ondan bir kabileye yetecek kadar bol süt sağarlar; kaplarını, kacaklarını sütle doldururlardı.

Müminler bu deveyi gördükçe imanları ziyâdeleşir, onu sever ve okşarlardı. Salih (a.s.) Rabbinin hibesi olan devenin yanından hiç ayrılmazdı. O nereye giderse O da oraya giderdi.


Devamı var.


Cvp: Salih (a.s) ve Semud Kavmi - Gnc - 05-18-2017

Salih Peygamber (a.s) ve Semud Kavmi-5

Bu duygular müşrikler için tam tersineydi. Onlar deveyi gördükçe kinleri tutuşur, ona nefretle bakarlar, deveyi öldürmek için can atarlardı ama buna cesaret edemezlerdi.

Devenin diğer hayvanlar üzerinde de garip bir etkisi vardı. Deve gelince diğer hayvanlar yanından kaçışırlar, onu yalnız bırakırlar, yanına gelmek istemezlerdi.

Deve sırası geldiğinde kuyunun bütün suyunu içtiğinden o gün hiç kimse kuyudan su alamazdı. Bu yüzden iki günlük su ihtiyaçlarını bir gün önceden karşılamak zorundaydılar.

Müminler su içme sırası devenin olduğu günlerde onun sütünü sağıp içtiklerinden onlara bu durum ağır gelmezdi.

Fakat müşriklere çok zor ve ağır geliyordu. Bir kaç defa deveyi kovalamak istemişlerse de Salih’in (a.s.) ikazıyla bundan vazgeçmek zorunda kalmışlardı.

Salih’in (a.s.) himâyesinde olan deve rahatlıkla sağda solda geziniyor, bol, bol otluyor, istediği gibi bir hayat sürüyordu.

Sabırlarının sınırlarını zorlayan müşrikler bir gün bir araya gelerek şöyle konuştular.

-Bu işin sonu nereye varacak? Şu deve yüzünden kavmimizin huzuru bozuldu. Yeterince su bile içemez olduk. Buna asla razı olamayız. Bu işi bir an önce bitirmek zorundayız. Biz deveyi öldüreceğiz dediler.

Onlardan bir kısmı devenin öldürülme fikrine karşı çıktı.

Salih’in (a.s.) deve konusunda söyledikleri, verdikleri ahit ve misak hatırlarına geliyor, deveye bir zarar verirlerse; hele, hele öldürürlerse başlarına korkunç bir felâketin geleceğinden korkuyorlardı.

Fakat zamanla deveyi öldürme taraftarı olanların baskılarını dayanamadılar ve deveyi öldürme kararına onlar da katıldılar.

Sıra devenin öldürülme işine gelmişti.

En koyu taraftarı olanlar bile deveyi öldürmeye göze alamıyorlar, buna yanaşmıyorlar, hepsi de bu işi diğerinin üzerine atıyordu.

Deveyi öldüreceklere büyük ödüller vaat edildi. Nihayet Kıdar isminde birinin başkanlığında sekiz kişi bu işe tâlip oldu. Bu kişiler de sarhoştular, ne yaptıklarını bilmiyorlardı.

Salih (a.s.) irşat için kavmini toplamıştı. İçlerinde müşriklerin ileri gelenleri de bulunuyordu.

Salih’in (a.s.) kulağına müşriklerin deveye zarar verecekleri, onu öldürecekleri, bunun için hazırlıklar yaptıkları konusunda bazı sözler, söylentiler gelmişti.

Bu yüzden konuşmasında, Allah’ın (c.c.) bir mucizesi olan bu deveye karşı yapılacak zararlı bir hareketin, hele deveyi öldürmenin vebâlinin çok kötü ve ağır olacağını bildiriyor, bu konuda kavmini uyarıyor, bundan onları sakındırmaya çalışıyordu. (Hud 64) (Araf 73)

Salih’in (a.s.) bu sözleri üzerine müşrikler onunla alay etmeye başladılar. O sırada su içmekte olan o mübârek deveyi göstererek:

-Şu gördüğümüz deveyi öldürürsek güya helak olacakmışız. Şimdi öldürelim de görün diyerek daha önce anlaştıkları kişilere işaret verdiler.

O kişilerde bazıları devenin üzerine atılarak onu milletin gözü önünde hunharca boğazladılar, etini aralarında paylaştılar.

Deveyi boğazlayanlardan birisi, kızıla çalan sarışın, gök gözlü, köse, kısa boylu, aklı kıt; diğeriyse uzun boylu, titrek vücutlu, geri zekâlı bir kimseydi.

Deve boğazlanırken yavrusu dağa kaçtı, müşrikler peşinden koştularsa da yakalamaya güç yetiremediler.

Yavru deve Salih’i (a.s.) görünce ağladı, üç kere böğürdü.

Her şey olup bittikten sonra müşrikler Salih’e (a.s.) dönerek:

-Ey Salih! İşte gördün, deveyi boğazladık, etini de paylaştık. Bir güzel pişirip yiyeceğiz.

Eğer söylediğin gibi bir peygambersen onu öldürdüğümüzde geleceğini söylediğin, vaat edip durduğun azabı geç kalmadan getir bize dediler. (Araf 77)

Akıllarınca Salih’le (a.s.) alay etmeye yeltendiler.

Bu Salih’e (a.s.) ve Allah’a (c.c.) apaçık bir meydan okuyuştu.

Salih (a.s.) kavmin yaptıklarından ve söylediklerinden dolayı çok üzgündü. Onlara dönüp, şöyle dedi.

-Ey kavmim! Nedir bu sizin yaptığınız? Sizin için bir imtihan vesilesi olan o deveyi öldürdünüz.

O bir Nakatullah’tı.

Onu öldürmekle çok büyük bir günâh işlediniz. Şimdiye kadar ki günâhlarınız kadar günâh, günâhlarınıza ilâve edildi.

Boyunlarınıza asılı yükünüz kaldıramayacağınız, sizleri yerin dibine götürecek kadar çoğaldı ve ağırlaştı.

Fakat yine de eğer pişman olanlardansanız tövbe kapınız açıktır.

Fakat siz açıkça azabı istemekte, bunda da acele etmektesiniz. (Neml 46)

Muhakkak ki şanı yüce Allah (c.c.) sapıtanları, azgınlaşanları, cebbar ve zalimleri sevmez. Onlara azaplarının en dehşetlisi, en acıtıcı olanıyla cezalandırır.

Salih (a.s.); deveyi bilerek, kasten öldürmenin Allah’a (c.c.) apaçık bir meydan okuma olduğunu çok iyi bilmekteydi.

Fakat O kavmini yine de irşat etmekten geri durmuyor, onları tekrar, tekrar doğru yola çağırıyordu.

Fakat Salih’in (a.s.) bu gayretleri müşriklerce bir zaaf olarak değerlendirildi. Onun bu şefkat ve merhamet dolu sözlerine karşılık şöyle cevap verdiler.

-Ey Salih! Sen bize uğursuzluktan başka bir şey getirmedin. Senin yüzünden başımız belâdan kurtulmuyor.

Şu getirdiğin, icat ettiğin yeni dinden beridir de başımıza türlü musibetler, belâlar geldi. Daha önce bize böyle belâlar, musibetler gelir değildi. Muhakkak ki bunların nedeni Sen ve getirdiğindir. (Neml 47)

Getirdiğin bu yeni din bize gerekmez. Sen onu isteyene götür, isteyene ver. Bu konuda ısrar edip durma.

Kavmin bu ağır sözleri Salih’in (a.s.) içindeki son ümit kırıntılarının da sönmesine neden oldu. Onlara son olarak şöyle söyledi.

-Ey kavmim! Sizin uğursuzluğunuz Allah (c.c.) indinde malumdur. Allah (c.c.) her yaptığınızı bilmektedir.

Bu yaptıklarınızda, söylediklerinizde bütün bunları onaylamaktadır.

Allah (c.c.) başınıza türlü belâlar, musallat etti. Sizler; hayır ve şer, izzet ve zillet, rahat ve şiddetle imtihan oldunuz. (Neml 47)

Ama bunu gerektiği gibi anladığınızı, bunlardan gerektiği gibi dersler aldığınızı zannetmiyorum.

Allah’a (c.c.) ve nimetlerine karşı şükrünüz yok. Zillet ve şiddetlere karşı da sabırsızsınız. Bütün belâlar sizlere bunlar yüzünden gelmektedir.

Son ana kadar açık olan tövbe kapınızı da kendi ellerinizle kapattınız. Kendi ellerinizle azap kapılarını açtınız.

Ey kavmim!

İşiniz benden çıkmış, Allah’a (c.c.) kalmıştır. Siz de O’na asi oldunuz. Azabını kendi elleriniz, kendi dillerinizle istediniz, tövbe kapılarını da kendi ellerinizle, kendi dillerinizle kapattınız.

Artık hiç bir ümit kalmadı.

Ey kavmin!

Bilesiniz ki yavru devenin her böğürüşü bir eceldir. Bu, içinde yalan olmayan bir tehdittir. Sözlerime iyi kulak veriniz. Beni iyi dinleyiniz.

Yurdunuzda üç gün daha kalacaksınız, üç gün daha yaşayacaksınız. Bu sizin için Rabbimin kesinleşmiş vaadidir. Artık hesabınız kesinleşmiş, açılmamak üzere defteriniz kapanmıştır.

Artık siz göğüs kafeslerinizden fırlayıp gidecekmiş gibi delice çarpan kalplerinizle üç gün daha bekleyin. Dehşetle yuvalarından fırlamış kanlı gözlerinizle bu üç günü gözleyin. (Hud 65)

Ey günahkâr kavmim!

Şu sözlerimi unutmayın. Allah’ın (c.c.) azabı üzerinizdedir.

Birinci gün yüzünüz sararacak, ikinci gün kızaracak, üçüncü günse simsiyah olacaktır.

Dördüncü gün ise azabın geldiği, hesapların görüldüğü, sonuçların başladığı gündür. O gün helâk olunacaksınız.
Bu sizin için kesinleşmiş, mukadder; kaçmanız, kurtulmanız mümkün olmayan, sabırsızlıkla isteyip durduğunuz ve beklediğiniz Rabbimin azabıdır.

Bunları söyledikten sonra Salih (a.s.) arkasına döndü, sessizce oradan uzaklaştı.


Devamı var.


Cvp: Salih (a.s) ve Semud Kavmi - Gnc - 05-18-2017

Salih Peygamber (a.s) ve Semud Kavmi-6

Onun bu sözleri kavminden bazı kişileri kızdırdı. Öldürmek üzere hemen ardından seğirttiler. Fakat ona bir türlü ulaşmaya, yetişmeye kâdir olamadılar.

Onlar Salih’e (a.s.) yaklaştıkça Salih (a.s.) onlardan uzaklaşıyordu. Yüce Allah (c.c.) Salih’i (a.s.) korudu. Onları Ona yaklaştırmadı.

Deveyi öldürerek huzura ve rahata kavuşacaklarını sanan Semud kavmi Salih’in (a.s.) bu sözleri söyleyip, sessizce aralarından çıkıp gitmesi üzerine dehşete kapıldılar.

Kapıldıkları bu dehşet akıllarını daha da kaybetmelerine neden oldu.

Kalpleri göğüs kafeslerini delip çıkacakmış gibi delice çarpıyordu. Tam mânâsıyla pânik halindeydiler.

Fakat tövbe, istiğfar kapıları kapalıydı. Bu da Salih’e (a.s.) olan kızgınlık ve kinlerini artırdı.

Bu kin ve kızgınlıklarını onun ailesinin üzerine çevirmelerine neden oldu. Çünkü Salih’in (a.s.) ailesi Onun için çok değerliydi. Ayrıca Salih’i (a.s.) destekliyorlar, Onu koruyorlardı.

Eğer Salih (a.s.) onları tehdit etmişse bu tehdidinin karşılığını aynı şekilde vermeleri, kısas yapmaları gerektiğini düşündüler.
Eğer onlar ilâhi bir azapla helak olacaklarsa Salih (a.s.) ve ailesi de onlardan önce helâk olmalıydı.

Hiç vakit kaybetmediler.

Aralarından dokuz kişi belirleyip karanlık bir gecede ıssız bir evde buluşmak için sözleştiler.

Sözleştikleri evde buluşup, Salih (a.s.) ve aile efradından tek kişi kalmamacasına öldürmeye karar verdiler ve bunu yapmak üzere yeminler ettiler. (Neml 48-50)

Salih’in (a.s.) aile efradı Semud kavminin eşrafından olan, itibârlı kişilerdi. Pek çok dostları, taraftarları vardı.

Eğer doğrudan doğruya üzerlerine saldırıp, öldürürlerse onların kendilerinden intikam almak isteyecekleri açıktı. Bu ise sonları demekti. Yine buluşup, bu konuyu uzun, uzun tartıştılar ve bir plân yaptılar.

Salih (a.s.) ve ailesini öldürecek bu dokuz kişi bir iş için seyahate çıkacaklarını söyleyip, şehirden ayrılacaklar, şehir dışında bir yere gizlenecekler ve gece el, ayak çekildikten sonra yapacakları bir baskınla Salih (a.s.) ve ailesini öldürecekler, sonra da sessizce uzaklaşacaklar, Salih (a.s.) ve ailesi kim vurduya gidecekti. Şehirden uzakta sanıldıklarından onlardan şüphelenen olmayacaktı.

Salih (a.s.) üzerlerine gelecek azabı kendilerine müjdeledikten!, bildirdikten sonra müşriklerin kalplerine bir dehşet ve korku duygusu sarmıştı.

Bu dehşet ve korku duyguları son derece ağırdı, ağılıydı; yüreklerini dağlıyor, iç dünyalarını alt üst ediyordu.

Her an bir şeylerin olabileceği; azabın nereden geleceğini bilmemenin endişesi içinde, devamlı korku ve tedirginlikte kurulgun, tetik halinde beklemekteydiler.

Bu korku ve bu korkunun getirdiği bekleyiş ve tedirginlik öylesine güçlüydü ki bir kısmı akıllarını kaçırdılar.

Nihayet gün dolandı ve birinci gün başladı. O gün yemeyi, içmeyi, uyumayı unuttular, yüzleri sapsarı olarak sabahladılar.

Gün yine dolanıp ikinci gün geldiğinde içlerini kasıp kavuran bu dehşetli duyguların gücü daha da artmıştı.

Sanki güneş yeryüzüne bir parça daha yaklaşmış, üzerlerine abanmıştı. Ortalık kasıp kavruluyor, yüzleri fırından çıkmış gibi kıpkırmızı yapıyordu.

Nihayet gün döndü ve üçüncü güne girildi.

Üçüncü gün içlerini kasıp kavuran ağılı duyguların gücü ve şiddeti bir kat daha arttı. Yüzleri simsiyah kesildi. Kimileri kudurdu, kimileri aklını oynattı, kimileri de dayanamayarak bayıldı.

Salih’i (a.s.) ve ailesini öldürmek için bir bahâne ile şehir dışına çıkan ve orada bir yerlere gizlenip, fırsat kollayanların durumları şehir içindekilerin durumlarından farksızdı.

Onlarda birinci gün sararmışlar, ikinci gün kızarmışlar, üçüncü gün ise kömür gibi kararmışlardı. İçlerindeki ağılı duygular diğerlerine göre bir parça daha güçlüydü, yaklaşan azabı bütün dehşetiyle hissetmekteydiler.

Ama bütün bunlar bile onlara ders olmamış, Salih’e (a.s.) ve ailesine karşı olan kinlerini söndürmediği gibi daha da artırmıştı. Bir an önce intikamlarını almak içinde acele etmekteydiler.

Üçüncü günün gecesi yüzleri kapkara olduğu halde bulundukları yerden çıkarak Salih (a.s.) ve aile efradının oturduğu yere geldiler ve etrafını kuşattılar. Evlerin içlerine girdiklerindeyse kimseleri bulamadılar. Öylece şaşkın ve hayretler içinde, elleri böğürlerinde kalakaldılar.

Gerçekte mesele son derece basitti.

Salih (a.s.) ve ailesini öldürmeye plânladıkları gece Cebrail (a.s.) yeryüzüne inmiş ve hazırlanan kurguyu Salih’e (a.s.) haber vermiş, müminleri alıp şehir dışına çıkarması konusundaki Allah’ın (c.c.) emrini bildirmişti.

= = =

Salih (a.s.) ve yanında bulunan müminler dört bin kişi kadardılar ve Hicr beldesinden ayrılmışlar, batıya doğru ilerliyorlardı.

Üçüncü günün akşamı; korkudan, tedirgin bekleyişten akıllarını kaçırmak üzere olan müşrikler kocaman bir koçbaşına benzeyen kara bir bulutun üzerlerine geldiğini, kendilerine yaklaşmakta olduğunu gördüler.

Dördüncü günün başladığı saatlerde de, güneş doğarken müthiş bir Sayha duyuldu. (Hud 68) (Kamer31)

Göklerin bütün gürlemeleri, yeryüzünün bütün çığlıkları onun içindeydi.

Bu sayha öylesine güçlüydü ki duvarları, evleri yıkıyor, kulakları delip; beyinleri, kalpleri parçalıyordu.

Canları bedenlerinden uçtu, solukları kesildi. Diz üstü çöktüler, sonra da içi boş kütükler gibi yerlere serildiler.(Hud 67)

Sayhanın ardından yer şiddetli bir depremle sarsıldı. Oturdukları şehrin evleri yıkıldı, altı üstüne geldi.

Allah’ın (a.s.) koruduğu Ebu Rigal dışında Semud yurdunda; doğu ile batı arasındaki herkes helâk oldu.

= = =

Bu ara müminler bu belâlı beldeden oldukça uzaklaşmışlardı. Ardına dönüp bakan Salih (a.s.) Hicr şehrinin üzerinde kara bir bulut ve toz, duman gördü ve Semud kavminin helâk edildiğini anladı.

Bir müddet bekledikten sonra yanındakilerle birlikte geriye döndü.

Koskoca şehir yerle bir olmuş, tamamen harabeye dönmüş, müşriklerden kurtulan olmamıştı. Müminler bu dehşetli manzaraya ibretle seyrederken Allah’a (c.c.) hamt ve şükrettiler.

Salih (a.s.) yüzünü bu dehşetli manzaraya çevirerek, gıyaplarında müşriklere şöyle seslendi. Bunu yaparken son derece üzüntülüydü.

-Ey kavmim! Sizlerden hiç bir ücret, hiç bir menfaat istemeden sadece Rabbimin bana emrettiklerini sizlere tebliğ etmeye çalıştım. Bu durumlara düşmeyesiniz diye nice, nice nasihatler verdim, tavsiyelerde bulundum.

Fakat sizler beni dinlemediniz. Bu dehşetli azabı kendi dillerinizle istediniz, kendi ellerinizle getirdiniz.

Ey kavmim! Rabbimin vaadinin yerine geldiğini gördünüz mü?

Dillerinizle, ellerinizle istediğinizin gerçekleştiğine şahit misiniz? Keşke bize gönderilen peygamberimize uysak, iman etseydik diyor musunuz? Son pişmanlık fayda veriyor mu? Ne yazık ki artık sizler dönülmez yoldasınız. Artık ben sizlerden beriyim. (Araf - 79)

Salih (a.s.) böyle deyip, sırtını helak edilmiş kavmine döndü. Yanındaki müminlere:

-Ey kavmimden doğru yolu bulmuş olanlar! Şüphe yok ki burası halkına Allah’ın (c.c.) gazap ettiği yerdir. Buralarda sizin içinde hayır yoktur.

Şu lânetlenmiş yerden hemen göç ediniz. Burada oturmayınız Buradan kaçıp gidiniz. Allah’ın (c.c.) Haremine ve emanına gidip kavuşunuz dedi

Peygamberlerde olan bir geleneğe göre Salih (a.s.) helâk olan kavminin topraklarında oturmak istemedi, o topraklardan ayrıldı.

Bu beldeler daha sonraki yıllarda da lânetli sayıldı. Tek, tük sağlam kalan evlerde kimse oturmadı, sularından kimse içmedi.

Müminlerden bir kısmı Şam taraflarında Remle diye anılan yere yerleştiler. Bir kısmı da Hadramut’a göç etti.

Salih (a.s.) ashabından bazı kişilerle; abalarıyla ihrama girerek, kızıl tüylü develere binip telbiye ederek Mekke’ye geldi.

= = =

Semud kavminden Allah’ın (c.c.) Hareminin koruduğu Ebu Rigal’den başka sağ kalan olmamıştı. Ebu Rigal Salih’in (a.s.) kölesiydi.

Salih (a.s.) onu zekât tahsildarı yapmıştı. Annesi ölmüş bir çocuğu, bir koçu, çoğunun sütü kesilmiş yüz koyunu olan bir kişinin yanına gelerek:

-Beni Allah’ın (c.c.) peygamberi göndermiş bulunmaktadır. Ben onun zekât tahsil eden memuruyum. Sen bana zekâtını ver dedi.

Adam da:

-Peygamberin zekât toplama memuru hoş gelmiş, sefâ getirmiştir. İşte koyunlarım ve tek koçum buradadır. Sen oradan zekâtı al dedi.

Fakat Ebu Rigal koyunların içinden sütlülerini seçti, onları aldı. Sütsüzlerini geri bıraktı.

Bunun üzerine adam öksüz çocuğunu göstererek:

-Ey peygamberin zekât toplama memuru! Şu çocukcağızın annesi ölmüştür. Sütlü koyunlar onundur. Sen zekâtını diğerlerinden seç dedi.

Adam sütü kesilmiş koyunlardan zekatını misli, misli vermek istediyse de Ebu Rigal kabul etmedi. Sütlü koyunları alma da direndi, inat etti. Bu ise bir zulümdü.

Bunun üzerine adam:

-Ey peygamber adına geldiğini söyleyip de bize zulmeden kişi! Sen süt içmeyi seversen bizde severiz. Ayrıca sütlü koyunlar şu annesi ölmüş öksüz çocuğuma gereklidir deyip bir okla Ebu Rigal’i vurup, öldürdü.

Sonra kendi kendine:

-Şu yaptığımı Salih (a.s.) benden önce başkalarından duymasın. Bunun haberi benden önce ona ulaşmasın dedi.

Hemen yola çıkarak Salih’in (a.s.) bulunduğu yere geldi. Hemen yanına gelerek durumu haber verdi. Salih (a.s.) olanları duyunca ellerini havaya açarak, üç kere:

-Allah’ım! Ebu Rigal’i lânetle, çünkü o haddi aşmış, bir mümine zulmetmiştir diye dua etti.

Ebu Rigal’i öldüren Kays Aylan kabilesinden Münebbih’in oğlu Sâkıf idi. Kendisi Sâkif kabilesinin atasıdır.

Salih (a.s.) Mekke’de yirmi sene kadar daha yaşadı ve yüz elli sekiz yaşındayken hakkın rahmetine kavuştu. Peygamberlerin gömüldüğü yere O da gömüldü.


- - S O N - -
__________________